Bir yazılımcıdan tam performans almamızı sağlayacak şirket ortamı nasıldır,insanları nasıl kazaniriz ile alakali güzel bir makale.
bu makale ile bir yazılımcı olarak şirketlerden neler isteyebileceğimi, hangi şirketler ne olanaklar sağladığını özetle yazılımcı haklarının zamanla ( arz -talep dengesi ile ) artacağını öğrenmiş oldum. güzel bir makale yazana teşekkürler.
devamı : özeti için tıklayın...
devamı : makalenin tamamı için tıklayın...
Bu Blogda Ara
4.09.2007
Online cemaat kurup altyapıyı oluşturdu filmini sonra çekti.
internet ve sıradışı bir kullanım amacı, tebrikler . sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
Filmi ise şimdiden merak etmeye başladım.
'Sıfır Dediğimde' filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Gökhan Yorgancıgil, senaryonun oluşumundan yapım aşamasına kadar birçok alanda internetteki cemaatten yardım aldı.
İnternetin harikaları, mail kontrol etmenin, diğer kullanıcılara bağlanmanın veya araştırma yapmanın ötesine geçti. İnternet artık sadece yaşamı daha da kolaylaştırıp dünyayı küçülten bir araç değil, insanın nasıl yaşayacağını, film ya da haber yapabileceğini de belirliyor. Film yapımcısı Gökhan Yorgancıgil, film senaryosu için kurduğu web-sitesine yazanların filmin oluşumunda önemli katkıları olabileceğini keşfetti.
“Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor.
“Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor.
“Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor.
Filmin konusu hipnoz
Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu.
Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle.
Sosyal kısıtlama yok
Yorgancıgil, online cemaatin eleştirel olmasından son derece memnun. “Fikirlerinizin iyi olup olmadığını çok kolayca görebilirsiniz veya başarılı olup olmayacağını. Orada sizin projelerinizi deşmeye hazır binlerce insan var” diyor. Web-günlüğü yazarları hipnozun ne kadar bilimsel olduğunu sorduğunda konuyu tekrar ele aldığını belirterek ekliyor: “Hipnozun bilimsel temelleri olması gerektiğini söylediler. Onu bilimsel temeller üzerine inşa etmeliydik ve yaptık.”
“İnternette sosyal kısıtlama yok. Normalde, insanlar eleştirilerini dile getirmekte utangaç davranabilir. Fakat internette, her şey serbest, herkes düşündüğü neyse açıklayabilir” diyor Yorgancıgil, internetin yararlarını sıralarken. İnternette fikir paylaşımının çalışmak için etkili bir yol olduğuna inanan Yorgancıgil, gerçek bir takım olduklarına vurgu yaparak fikirlerden daha çok şey paylaştıklarını söylüyor. “Ağlamanın sınırına geldiğim anlar oldu” diyor, web-yazarlarından birinin film ekibi için akşam yemeği hazırlamayı bir diğerinin ise arabasını ödünç vermeyi önerdiğini anlatırken.
2 Kasım'da gösterimde
Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.”
Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor.
"Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor.
filmin sitesi : http://www.sifirdedigimde.com/
Haber: Yasemin Sim Esmen
kaynak:http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=76866&ForArsiv=1
Filmi ise şimdiden merak etmeye başladım.
'Sıfır Dediğimde' filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Gökhan Yorgancıgil, senaryonun oluşumundan yapım aşamasına kadar birçok alanda internetteki cemaatten yardım aldı.
İnternetin harikaları, mail kontrol etmenin, diğer kullanıcılara bağlanmanın veya araştırma yapmanın ötesine geçti. İnternet artık sadece yaşamı daha da kolaylaştırıp dünyayı küçülten bir araç değil, insanın nasıl yaşayacağını, film ya da haber yapabileceğini de belirliyor. Film yapımcısı Gökhan Yorgancıgil, film senaryosu için kurduğu web-sitesine yazanların filmin oluşumunda önemli katkıları olabileceğini keşfetti.
“Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor.
“Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor.
“Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor.
Filmin konusu hipnoz
Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu.
Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle.
Sosyal kısıtlama yok
Yorgancıgil, online cemaatin eleştirel olmasından son derece memnun. “Fikirlerinizin iyi olup olmadığını çok kolayca görebilirsiniz veya başarılı olup olmayacağını. Orada sizin projelerinizi deşmeye hazır binlerce insan var” diyor. Web-günlüğü yazarları hipnozun ne kadar bilimsel olduğunu sorduğunda konuyu tekrar ele aldığını belirterek ekliyor: “Hipnozun bilimsel temelleri olması gerektiğini söylediler. Onu bilimsel temeller üzerine inşa etmeliydik ve yaptık.”
“İnternette sosyal kısıtlama yok. Normalde, insanlar eleştirilerini dile getirmekte utangaç davranabilir. Fakat internette, her şey serbest, herkes düşündüğü neyse açıklayabilir” diyor Yorgancıgil, internetin yararlarını sıralarken. İnternette fikir paylaşımının çalışmak için etkili bir yol olduğuna inanan Yorgancıgil, gerçek bir takım olduklarına vurgu yaparak fikirlerden daha çok şey paylaştıklarını söylüyor. “Ağlamanın sınırına geldiğim anlar oldu” diyor, web-yazarlarından birinin film ekibi için akşam yemeği hazırlamayı bir diğerinin ise arabasını ödünç vermeyi önerdiğini anlatırken.
2 Kasım'da gösterimde
Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.”
Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor.
"Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor.
filmin sitesi : http://www.sifirdedigimde.com/
Haber: Yasemin Sim Esmen
kaynak:http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=76866&ForArsiv=1
TÜBİTAK ARGE destek yardımları
Yazılım Mühendisliği Türkiye grubuna gelen bir mail önemli olduğunu düşündüm ve daha çok kişiye ulaşmasını istedim.
Ülkemizde Ar-Ge İçin Verilen Destekler
Sayın Grup Üyeleri,
Bildiğiniz üzere, ülkemizde çok sayıda sanayi ve yazılım firması araştırma
geliştirme (Ar-Ge) ile uğraşmakta ve bu konuda harcamalar yapmaktadır.
Fakat birçok kuruluş, desteklerden haberdar olmadıklarından yada günlük işlerden
fırsat bulamadıklarından yada yanlış proje ile yanlış şekilde başvurduklarından
bu desteklerden faydalan(a)mamaktadır.
Özellikle TÜBİTAK bu konuda son derece başarılı çalışmalar yapmakta, firmalara
çeşitli destekler vermektedir. Bu konuda uzun süredir danışmanlık yapan biri
olarak, hala çok az sayıda firmanın bu desteklerden haberdar olduğunu
görmekteyim. Bu amaçla, desteklerden haberdar olmayan grup üyelerini
bilgilendirmek isterim.
Destekler hakkında genel bir bilgi olarak;
Eğer,
Ürün Geliştirme Konusunda;
1. Firmada Mevcut Bir Ürünün Yeni Modellerinin Geliştirilmesi (temel bir üründe
yapılan değişikliklerle yeni ürünler geliştirilmesi veya mevcut bir ürünün yeni
bir alana uygulanması için yapılan uyum çalışmaları)
2. Firma İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi (benzerleri pazarda veya sektörde
mevcut olup firmanın ürün ailesinde olmayan bir ürünün geliştirilmesi)
3. Firma İçin Yeni Bir Ürün Platformu Geliştirilmesi (kendisinden yeni
modellerin türetilebileceği temel bir ürünün geliştirilmesi)
4. Ülke İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi
5. Dünya İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi (yeni bir fikir odağında dünya
pazarlarında olmayan bir ürünün geliştirilmesi)
Süreç Geliştirme Konusunda;
1. Maliyet Düşürücü veya Standart/Kalite Yükseltici Sonuçların Elde Edilmesi
Amacıyla Yeni Tekniklerin Geliştirilerek Uygulanması
2. Üretimle İlgili Olarak Yeni Bir Yöntem veya Teknoloji Geliştirilmesi
ile ilgili faaliyetlerde bulunuyor, harcamalar yapıyorsanız,
üst limiti olmaksızın yaptığınız harcamaların %60'ına kadar hibe alabilirsiniz.
250 kişiden az çalışanınız varsa ve daha önce Ar-Ge desteklerinden
faydalanmadıysanız, ilk 2 Ar-Ge projeniz için, her bir proje için 400.000YTL'lik
Ar-Ge harcamalarınızın %75'ini (300.000YTL) hibe, geri ödemesiz destek,
alabilirsiniz. Ayrıca bu destek kapsamında alacağınız her türlü danışmanlık
hizmeti de desteklenmektedir.
İki projeniz desteklendikten sonra yada 250'den fazla çalışanınız varsa, proje
büyüklüğü olmaksızın, proje bütçenizin %35-60 arasında bir oranda, uygun her
projeniz için hibe alabilirsiniz.
Ayrıca, yine Ar-Ge projenizin finansmanı için %0 faizli 2.500.000$'a kadar kredi
imkanınız da bulunmaktadır.
Konu ile ilgili olarak her türlü sorunuzu cevaplamaktan memnuniyet duyarız
(isteyenlere, destekler hakkında detaylı bilgi içeren bir ek dosya da
gönderebiliriz).
Saygılarımızla
Levent B.ERİBOL
Eribol Müh. Dan. Eğt. Ltd. Şti.
ODTÜ Teknokent Gümüş Bloklar PARGE
ODTÜ / Ankara
Tel: (312) 210 18 36
Faks: (312) 210 18 37
Email:levent.eribol@...
Ülkemizde Ar-Ge İçin Verilen Destekler
Sayın Grup Üyeleri,
Bildiğiniz üzere, ülkemizde çok sayıda sanayi ve yazılım firması araştırma
geliştirme (Ar-Ge) ile uğraşmakta ve bu konuda harcamalar yapmaktadır.
Fakat birçok kuruluş, desteklerden haberdar olmadıklarından yada günlük işlerden
fırsat bulamadıklarından yada yanlış proje ile yanlış şekilde başvurduklarından
bu desteklerden faydalan(a)mamaktadır.
Özellikle TÜBİTAK bu konuda son derece başarılı çalışmalar yapmakta, firmalara
çeşitli destekler vermektedir. Bu konuda uzun süredir danışmanlık yapan biri
olarak, hala çok az sayıda firmanın bu desteklerden haberdar olduğunu
görmekteyim. Bu amaçla, desteklerden haberdar olmayan grup üyelerini
bilgilendirmek isterim.
Destekler hakkında genel bir bilgi olarak;
Eğer,
Ürün Geliştirme Konusunda;
1. Firmada Mevcut Bir Ürünün Yeni Modellerinin Geliştirilmesi (temel bir üründe
yapılan değişikliklerle yeni ürünler geliştirilmesi veya mevcut bir ürünün yeni
bir alana uygulanması için yapılan uyum çalışmaları)
2. Firma İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi (benzerleri pazarda veya sektörde
mevcut olup firmanın ürün ailesinde olmayan bir ürünün geliştirilmesi)
3. Firma İçin Yeni Bir Ürün Platformu Geliştirilmesi (kendisinden yeni
modellerin türetilebileceği temel bir ürünün geliştirilmesi)
4. Ülke İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi
5. Dünya İçin Yeni Bir Ürün Geliştirilmesi (yeni bir fikir odağında dünya
pazarlarında olmayan bir ürünün geliştirilmesi)
Süreç Geliştirme Konusunda;
1. Maliyet Düşürücü veya Standart/Kalite Yükseltici Sonuçların Elde Edilmesi
Amacıyla Yeni Tekniklerin Geliştirilerek Uygulanması
2. Üretimle İlgili Olarak Yeni Bir Yöntem veya Teknoloji Geliştirilmesi
ile ilgili faaliyetlerde bulunuyor, harcamalar yapıyorsanız,
üst limiti olmaksızın yaptığınız harcamaların %60'ına kadar hibe alabilirsiniz.
250 kişiden az çalışanınız varsa ve daha önce Ar-Ge desteklerinden
faydalanmadıysanız, ilk 2 Ar-Ge projeniz için, her bir proje için 400.000YTL'lik
Ar-Ge harcamalarınızın %75'ini (300.000YTL) hibe, geri ödemesiz destek,
alabilirsiniz. Ayrıca bu destek kapsamında alacağınız her türlü danışmanlık
hizmeti de desteklenmektedir.
İki projeniz desteklendikten sonra yada 250'den fazla çalışanınız varsa, proje
büyüklüğü olmaksızın, proje bütçenizin %35-60 arasında bir oranda, uygun her
projeniz için hibe alabilirsiniz.
Ayrıca, yine Ar-Ge projenizin finansmanı için %0 faizli 2.500.000$'a kadar kredi
imkanınız da bulunmaktadır.
Konu ile ilgili olarak her türlü sorunuzu cevaplamaktan memnuniyet duyarız
(isteyenlere, destekler hakkında detaylı bilgi içeren bir ek dosya da
gönderebiliriz).
Saygılarımızla
Levent B.ERİBOL
Eribol Müh. Dan. Eğt. Ltd. Şti.
ODTÜ Teknokent Gümüş Bloklar PARGE
ODTÜ / Ankara
Tel: (312) 210 18 36
Faks: (312) 210 18 37
Email:levent.eribol@...
Çok kod yazınca kazanılan yetkinlikler nelerdir ?
Yazılım Mühendisliği Türkiye grubuna gelen bir soru ve cevaplar ilgimi çekti burayada aktarmak istedim. eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak yazabilirsiniz.
işte çok kod yazanların yazdıkları
------------------------------------------------------------------------------------------------
- 6-8 numara inceltilmis camli gozluk
- Bel fitigi
- RSI (Repetitive Strain Injury)
- Asiri neskafe tuketiminden sararmis disler, ve asabi bir mizac
- Kendini ifade problemleri, genel bir sosyal guvensizlik
vs...
Nasil az kod yazilacagini ogreniyorsun.
------------------------------------------------------------------------------------------------
" Nasil az kod yazilacagini ogreniyorsun. "
Ancak bu kadar guzel ozetlenebilirdi. Tebrik ediyorum.
------------------------------------------------------------------------------------------------
ContextFree olmayan soz diziliminde cumlelerin anlasilamamasi.
(
Cok anlamliligi hayatta sevmem !
)
Dis dunyayla baglantida gucluk
(
Dis dunya dedigimiz aklimizin icindekiler degilmi zaten, biz sadece gereksiz verileri atiyoruz. : )
)
Karin kaslarinin islevsizlesmesi ve bel bolgesinde yaglanma, Yalin bir anlatimla gobek
(
Bir sure sonra zaten, gobegin tamamlayici bir donati oldugunu dusunup gururlan¹yor insan
)
Kimi mahkemelerce tanıklıgın kabul edilmemesi
(
Akillara kurgu ile gercegin karistirilma ihtimali gelse de ilkin, ben kurguyu gercek mis gibi yutturabilme becerilerine dair bir onlem oldugunu dusunmek istiyorum.
)
Kendi kendine konusma
(
Ben basit bir beyaz yalanla durumu kurtarmaya calisiyorum. 'Asiri kod yazmadan oturu, beynin sag lobuyla sol lobu aras¹nda iletisimi saglayan sinir kanal¹ islevini yerine getiremez hal al¹r. Bu nedenle sol lobda olusan bir dusunceyi sag loba ancak sozlu olarak aktarabiliyorum. ' bazıları yiyor : )
)
Inatcılık
(
Sanirim inatci oldugum icin yazilimci oldum, yazilimci olunca inatciligim da artti.
)
işte çok kod yazanların yazdıkları
------------------------------------------------------------------------------------------------
- 6-8 numara inceltilmis camli gozluk
- Bel fitigi
- RSI (Repetitive Strain Injury)
- Asiri neskafe tuketiminden sararmis disler, ve asabi bir mizac
- Kendini ifade problemleri, genel bir sosyal guvensizlik
vs...
------------------------------------------------------------------------------------------------
turkce karakter kullanmadan yazmak; mail yollamak; sms atmak; hatta konusmak( yok canim bu birazabarti oldu :D )
------------------------------------------------------------------------------------------------turkce karakter kullanmadan yazmak; mail yollamak; sms atmak; hatta konusmak( yok canim bu birazabarti oldu :D )
Nasil az kod yazilacagini ogreniyorsun.
------------------------------------------------------------------------------------------------
" Nasil az kod yazilacagini ogreniyorsun. "
Ancak bu kadar guzel ozetlenebilirdi. Tebrik ediyorum.
------------------------------------------------------------------------------------------------
ContextFree olmayan soz diziliminde cumlelerin anlasilamamasi.
(
Cok anlamliligi hayatta sevmem !
)
Dis dunyayla baglantida gucluk
(
Dis dunya dedigimiz aklimizin icindekiler degilmi zaten, biz sadece gereksiz verileri atiyoruz. : )
)
Karin kaslarinin islevsizlesmesi ve bel bolgesinde yaglanma, Yalin bir anlatimla gobek
(
Bir sure sonra zaten, gobegin tamamlayici bir donati oldugunu dusunup gururlan¹yor insan
)
Kimi mahkemelerce tanıklıgın kabul edilmemesi
(
Akillara kurgu ile gercegin karistirilma ihtimali gelse de ilkin, ben kurguyu gercek mis gibi yutturabilme becerilerine dair bir onlem oldugunu dusunmek istiyorum.
)
Kendi kendine konusma
(
Ben basit bir beyaz yalanla durumu kurtarmaya calisiyorum. 'Asiri kod yazmadan oturu, beynin sag lobuyla sol lobu aras¹nda iletisimi saglayan sinir kanal¹ islevini yerine getiremez hal al¹r. Bu nedenle sol lobda olusan bir dusunceyi sag loba ancak sozlu olarak aktarabiliyorum. ' bazıları yiyor : )
)
Inatcılık
(
Sanirim inatci oldugum icin yazilimci oldum, yazilimci olunca inatciligim da artti.
)
------------------------------------------------------------------------------------------------
Konuya zaten burada degiliniyor:
22.08.2007
Web sayfasının başarısı onu Microsoft’a götürdü
Nazan Kurt, Microsoft Redmond'ta çalışan 150 Türk’ten biri. Henüz 27 yaşında. İzmir Seferihisar’da büyüyen Kurt, 5.5 yıl önce henüz üniversitede okurken, hem de hiç aklında yokken Microsoft Amerika'dan iş teklifi almış. Onu MS’e taşıyan öyküsü ise yine bilgisayar ve internetten geçiyor. Kurt'la MS'e gidiş öyküsü, aldığı eğitimler ve şu andaki göreviyle ilgili konuştuk.
(Nazan Kurt'u microsofta götüren başarıyı -web sayfamı görmüşler. Bahsettiğim birkaç projemi beğenmişler- gördükten sonra Melih Arat'ın yazınını tekrar şiddetle tavsiye ediyorum- Eğitimliyim, ama iş bulamıyorum, neden? )
Web sayfasının başarısı onu Microsoft’a götürdü
Şirkete giriş öykünüz nedir?
Aslında ben başvurmadım. Aklımda akademisyenlik vardı o yıllarda. Hacettepe Bilgisayar Mühendisliği bölümünde okuyordum. Okulumun da son yılıydı. Microsoft İnsan Kaynakları'ndan web sayfamı görmüşler. Bahsettiğim birkaç projemi beğenmişler. Benimle “Microsoft'a başvurmayı düşünür müsün” diye iletişime geçtiler. Ben de “niye olmasın” dedim.
Yaptığınız işi anlatır mısınız?
Windows Networking and Devices (Windows Bilgisayar Ağları ve Aygıtları) grubunda, network adapter driver'ları yani ağ kart sürücüleri ve Windows'un bu sürücülere sağladığı ara yüz (NDIS) üzerinde çalışıyorum. Kablolu ve kablosuz ağ kart sürücüleri için yazılım modelleri, örnek sürücüler ve ağ kart üreticilerinin "Windows'a uyumludur" logosu alabilmeleri için logo programları geliştiriyorum. 5.5 yıldır MS'deyim.
MS'de çalışan Türkler en çok çalışma ortamının rahatlığından memnun. Saatlerin esnekliği ve bunlar gibi. Peki siz en çok neyi beğeniyorsunuz. Ya da MS'de en çok hoşunuza giden şey nedir?
İş ortamı oldukça rahat. 5 gün, günde 9 saat çalışıyorum. İşini iyi yaptıktan sonra, çalışma saatleri, kurallar oldukça esnek. Bazı günler evden çalışmak mümkün. Herkesin birbirine saygı duyduğu güzel bir ortam var. Kampusta herkes çok farklı. Yerel kıyafetiyle bir Hintliyi, ya da Çinli'yi görmek sıradan. Kafeteryada Meksika'dan Uzakdoğu'ya, Ortadoğu'dan Hindistan'a değişik ülkelerin yemekleri bulunabiliyor. Vejetaryen, helal, koşer, diyet yiyeceklere kadar her şey düşünülmüş. Bisikletle gelenler için duş, öğle saatlerinde spor yapabilecekleri alanlardan kitap ya da örgü kulübüne, sinevizyona salon tahsis etmeye dek değişik ihtiyaç ve hobileri destekleyen olanaklar mevcut.
AMAC VERiMi ARTIRMAK
Niçin bu kadar çok olanaklar sunuyorlar sizce?
Kampus ve kurallar, çalışanların en verimli olmalarını sağlamak, potansiyellerini en iyi ortaya çıkarmak üzerine düzenlenmiş. Çok farklı profillerden çalışanları birleştirici, kuşatıcı bir ortam. Bu yüzden insanlar buraya çabuk alışıyor ve benimsiyor. Microsoft huzurlu, rahat, destekleyici bir çalışma ortamını sağlıyor, çalışanlar da yaptığı iş konusunda çok azimli. Zaten işini sevmeden, işini çok seven bunca kişiyle rekabet edebilmek çok zor. Bunu ilk başta söylüyorlar. O yüzden herkes ilgisini çekecek bir alanda çalışmaya yönlendiriliyor. Şirket içi grup değiştirme teşvik ediliyor.
Bireysel sorumluluk
MICROSOFT’ta genelde tek kişilik odalarda çalışılıyor. Başınızda çalışıp çalışmadığınızı kontrol eden kimse yok. Yıllık performans değerlendirmesi için kendiniz grubunuzun hedefleriyle paralel hedefler belirliyorsunuz. Yıl içerisinde bu hedefler düzenli olarak gözden geçiriliyor. Kariyerinizde ilerleme bu hedefleri ne kadar isabetli belirleyip ne kadar aştığınıza bağlı.
Ne oralıyız ne buralı
Amerika'da olmaktan mutlu musunuz?
Burada çok mutluyuz ama Türkiye'yi çok özlüyoruz. Hiçbir yerin memleketin yerini tutması mümkün değil. Öte yandan ilk geldiğimizde, sadece Türkiye'yi özlüyorduk, dönsek geride bırakacağımız çok bir şey yoktu. Zamanla burada da sevdiğimiz şeyler olmaya başladı. Örneğin burada lahmacunu kebabı özlüyoruz. Bir gün dönsek, Krispy Kreme'nin doughnot'ini, buranın makarnasını özleriz. İnsan yıllar geçtikçe arada kalıyor. Hem oraya hem buraya ait oluyor biraz ve ne tam olarak buralı oluyor ne de eskisi gibi Türkiyeli. Çünkü Türkiye değişirken o değişikliklerin parçası olamıyor uzaktan.
Peki size göre Microsoft'ta Türklere yaklaşım nasıl? Hiç olumsuz bir tepki gördünüz mü ?
Öncelikle şunu belirteyim, olumsuz ayrımcılık yapmak işten atılma sebebi. Türklerin bıraktıkları iyi bir izlenim var: İngilizcesi anlaşılır ve işini iyi yapan... Bu olumlu yaklaşım sağlıyor. Bir de grubumdaki çok sayıda Amerikalı Türkiye'yi ziyaret etmiş. Güzel anıları var. Genelde hayatlarının bir zamanında bir Türk'le karşılaşanlar veya Türkiye'yi tanıyanlar olumlu yaklaşıyorlar.
Microsoft’ta iş ve hayat dengesi
Nazan Kurt, iş dışındaki günlük yaşamını şu sözlerle anlatıyor:
“Benim için de Microsoft için de iş/hayat dengesi çok önemli. Hafta sonu ve akşamlarımı eşimle ve arkadaşlarımla geçiriyorum. İşten sonra bahçeyle ilgileniyorum. Haftada bir kere arkadaşlarla yüzmeye gidiyoruz. Burada doğa çok güzel. Eşimle mutlaka her hafta sonu bir yere yürüyüşe/trekking'e gidiyoruz. Bunun dışında hava müsaitse arkadaşlarla piknik, çadır kampı, çilek, lavanta, lale festivallerine ya da kültürel etkinliklere gidiyoruz. 3 günlük tatil bulursak da Kanada ve ABD'nin diğer eyaletlerindeki arkadaşlarımızı ziyaret ediyoruz. Gerek doğal güzellikler, gerek çok sayıdaki kültürel etkinlikler işin stresini kolayca unutturuyor. Daha çok Türklerle görüşsek de her milletten arkadaşımız var."
MS’te sosyal olmak şart
MS’de çalışanlar sandığımız gibi, işten başka bir şey düşünmeyen, hayata tek bir çerçeveden bakan insanlar değil. Zeki, esprili ve eğlenceli kişilikleri onların ne kadar sosyal olduğunun da göstergesi. Çünkü MS’de hedef “hayatı kolaylaştırmak için yaratmak”. Ve onlara göre de bu ancak her yönüyle hayatın içinde olan kişilerle olur.
Dünyanın en büyük fitness kulübü
SEATTLE aynı İstanbul’a benziyor. Avrupa yakası, Anadolu yakası gibi. İki tane köprümüz de var. Biz onların birini Boğaz birini FSM diye adlandırıyoruz. Bizin Avrupa yakası dediğimiz taraf aynı İstanbul’un Avrupa yakası gibi iş alanları var gökdelenler var. Anadolu yakası tam tersi ormanlık. Aynı filmlerde gördüğünüz gibi iki katlı evlerin olduğu o tarz bir yer. İşte MS’de öyle bir yerde. Çok güzel bir kampusumuz var. Dünyanın en büyük fitness kulübü MS kampusunun hemen yanı başında. Tüm MS elemanları ücretsiz olarak kullanabiliyor. Kampus içinde futbol, voleybol ve plaj voleybolu sahalarımız var. Ve bunları kullanmaya vaktimiz oluyor.
Nasıl yani. Tüm işleri bitirip, bu imkanlardan yararlanmaya vakit bulabiliyor musunuz?
Evet, Çünkü MS’de insanlar proje bazlı çalışıyorlar. Projeler arasında 1 haftalık, 10 günlük daha az yoğun zamanlar oluyor. Seattle, yaşam standartları bakımından dünyada ilk beşin içinde . Seattle aynı zamanda Amerika’nın en zengin şehirlerinden biri. Amerikalıların en çok ettikleri muhabbet ise sabah koşu bandında 10 mili kaç dakikada koştukları. Yani ‘ay sonunu nasıl getiririm’ gibi hayatlarında dert edinecekleri hiçbir şey yok
Eğitimliyim, ama iş bulamıyorum, neden?
İyi eğitimli ve yetenekli olmak tek başına iş bulmaya yeter mi? Bu eğitimleri almış ve yetenekli insanlara soracak olursanız “yeterli olmalı”; ama iş bulamadıklarına göre yaşamın bu soruya verdiği cevap “hayır”.
Bir makine parçacısı düşünün. Bu makine parçacısının deposunda beş yüz tane birbirinin aynı çark var. Çarklar mükemmel üretilmiş; birinci kalite, hatasız ve on yıl garantili. Ne var ki, ayda bir müşteri geliyor ve çarklardan birine talip oluyor, alıp gidiyor. Diğer çarklar, bütün kalitelerine rağmen rafta beklemeye devam ediyorlar. Çarkı satın alan müşterinin bir ihtiyacı, bir projesi var. Bu projede kullanmak üzere, çarkı satın alıyor. Şirketler, operasyonlarını sürdürmek, geliştirmek ya da operasyonlarını yeni projelerle çeşitlendirmek için yeni parça ve eleman alırlar. Bu anlamda makinelerin depoda bekleyen parçaları kendi kaderlerini tayin edemiyorlar. Ne zaman bir şirketin bir projesi var, o zaman bir parça satın almak istiyor. Rafta bekleyen parçalardan da onlarca, yüzlerce olduğu için çalışma şansı sadece birine gülüyor. Neyse ki, insanlar çarklar ya da diğer makine parçaları gibi değil. Düşünebiliyor, eyleme geçebiliyor.
“Çalışacak bir proje bulamıyorsanız, siz bir tane geliştirin.”
İsmail, üniversiteyi bitirip İstanbul’daki evine döndükten sonra epeyce bir iş aradı ve bulamadı. Bir ara evlerini taşıdılar; İsmail taşınma sırasında eşyaları önceden paketleyebilmek için bakkallardan ya da dükkanlardan karton koli aradı, ama bulamadı. Bir şekilde taşındıktan sonra düşündü ki, taşınırken birçok insan koli almaya ihtiyaç duyuyor, ama bulamıyor. İsmail, karton koli üreticilerine sunulmak üzere, perakende koli satış projesi hazırladı. Proje, kolilerin İnternet üzerinden, kolilerle birlikte kolilerin içine konulan köpük (beyaz plastik türevi malzeme) satışını içeriyordu. Ayrıca gazetelerde nakliyeci ilanlarının verildiği bölümler vardı, oralara da “taşıma kolisi” ilanı verilecekti. Böylece fabrikalara tanesi bir milyondan satılan koliler, koli başına üç milyon ödemeye razı taşınacak insanlara satılabilecekti. Bu projeyi iki koli üreticisine götürdü. İkincisi, kendisini hemen işe aldı.
Sağa sola özgeçmiş gönderip üç bin kişinin özgeçmişi arasında beklemektense geliştirdiğimiz birkaç proje için ortak aramak üzere şirket ya da kişilerle görüşebiliriz. Çok iyi eğitimli ya da sadece eğitimli insanların iş bulmalarına yardım edecek temel unsurlardan biri projeye sahip olmaktır. Hayalindeki projeyle ilgili bir web sitesi yapabilirler. Bir kartvizit bastırabilirler. Bu projeyle ilgili şirketleri ya da şirket yöneticilerini arayarak randevu alabilirler. Gelişecek tanıdık ağı ve bağlantılar, kişiye kendiliğinden bir iş getirebilir.
Şirketler, insanları ellerindeki sertifikalar için değil, bilgi, uzmanlık ve yetenekleri için işe alırlar. Bununla birlikte, bilgi, uzmanlık ve yetenek belirli bir proje içinde değer kazanır. Onlar sizi bir proje için çağırmıyorsa, siz onlara bir proje götürün.
İşe girmenin en garantili yolu, beş şirket seçip onlara maliyetlerini düşürecek ya da satışlarını artıracak (en az 20 sayfalık) projeler hazırlamaktır. Bu projeleri de insan kaynakları müdürlerine değil, genel müdürlere gönderin.
Mühendis zekâsı
Mühendis mantığı diye bir şey olduğu kabul edilir ve bazen mühendisler yaklaşımlarından ötürü eleştirilirler; bazen de övülürler.
Eğer eleştiriliyorsa, "İşte mühendis kafası" denir; övülüyorlarsa "İşte mühendis zekası" denir. İşi zeka kısmından ele alarak bir iki mühendis fıkrası paylaşacağım, hepimize biraz bulaşsın diye...
Bir öğretmen, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının kenarında, sahanın boşalmasını beklemektedirler.
Mühendis: "Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakika önce bitirip sahadan çıkmaları gerekirdi." Doktor: "Bilmiyorum, ama yaptıkları büyük bir terbiyesizlik."
Öğretmen: " Üstelik çok isabetsiz oynuyorlar. Vurdukları hiçbir top deliğe girmiyor.
İşte görevli geliyor, onunla konuşalım."
Görevli: "Kusura bakmayın. Sahadakiler, kör itfaiyeciler. Kulübümüzde geçen sene çıkan yangındaki dumandan gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin veriyoruz."
Öğretmen: "Ne kadar üzücü, eğer çocukları varsa onlara ücretsiz ders verebilirim."
Doktor: "Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım."
Mühendis: "Bu adamlar gündüz değil de, neden geceleri oynamıyorlar?"
Basit bir bakış açısı değişikliği sonuçları olduğu gibi değiştirebiliyor.
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp, çevre uzunluğundan hareket ederek formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra, "Bana kırmızı toplar katalogunu bulun." demiş.
Bazen sorunların çözümü yazılı olarak bir yerlerde duruyor olabilir. Bilgiye erişip bakmak öncelikli olabilir.
Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim." Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım ve seninle evlenmeye hazırım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle evlenirim.
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz:
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen seninle evleneceğimi söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur.
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
Gerçekten de evleniyoruz; çocuk yapıyoruz; dünya işlerine karışıyoruz. Bu dünyadaki birçok ilginç şeyi de bu sırada ıskalıyoruz. Dünya tarihi, aşkların, evliliklerin ya da yapılan çocukların tarihi değil, bir şey bulan ve bir şey yapan insanların tarihi.
Dünyadaki ilginç şeyleri ıskalamamanız dileğiyle.
Eğer eleştiriliyorsa, "İşte mühendis kafası" denir; övülüyorlarsa "İşte mühendis zekası" denir. İşi zeka kısmından ele alarak bir iki mühendis fıkrası paylaşacağım, hepimize biraz bulaşsın diye...
Bir öğretmen, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının kenarında, sahanın boşalmasını beklemektedirler.
Mühendis: "Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakika önce bitirip sahadan çıkmaları gerekirdi." Doktor: "Bilmiyorum, ama yaptıkları büyük bir terbiyesizlik."
Öğretmen: " Üstelik çok isabetsiz oynuyorlar. Vurdukları hiçbir top deliğe girmiyor.
İşte görevli geliyor, onunla konuşalım."
Görevli: "Kusura bakmayın. Sahadakiler, kör itfaiyeciler. Kulübümüzde geçen sene çıkan yangındaki dumandan gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin veriyoruz."
Öğretmen: "Ne kadar üzücü, eğer çocukları varsa onlara ücretsiz ders verebilirim."
Doktor: "Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım."
Mühendis: "Bu adamlar gündüz değil de, neden geceleri oynamıyorlar?"
Basit bir bakış açısı değişikliği sonuçları olduğu gibi değiştirebiliyor.
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp, çevre uzunluğundan hareket ederek formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra, "Bana kırmızı toplar katalogunu bulun." demiş.
Bazen sorunların çözümü yazılı olarak bir yerlerde duruyor olabilir. Bilgiye erişip bakmak öncelikli olabilir.
Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim." Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım ve seninle evlenmeye hazırım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle evlenirim.
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz:
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen seninle evleneceğimi söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur.
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
Gerçekten de evleniyoruz; çocuk yapıyoruz; dünya işlerine karışıyoruz. Bu dünyadaki birçok ilginç şeyi de bu sırada ıskalıyoruz. Dünya tarihi, aşkların, evliliklerin ya da yapılan çocukların tarihi değil, bir şey bulan ve bir şey yapan insanların tarihi.
Dünyadaki ilginç şeyleri ıskalamamanız dileğiyle.
8.08.2007
java ile exe dosyalarını çalıştırmak
java uygulaması içinden bir exe dosyasını çalıştırmak için aşağıdaki uygulamayı kullanabiliriz.
( How to run exe file from inside java )
public class X
{
public static void main(String args[])
{
Runtime r = Runtime.getRuntime();
Process p = null;
try
{
p = r.exec("C:\\WINDOWS\\system32\\calc");
System.out.print("çalıştı");
}
catch(Exception e)
{
System.out.print("çalışmadı");
}
}
}
not: açıklamalar daha sonra : )
( How to run exe file from inside java )
public class X
{
public static void main(String args[])
{
Runtime r = Runtime.getRuntime();
Process p = null;
try
{
p = r.exec("C:\\WINDOWS\\system32\\calc");
System.out.print("çalıştı");
}
catch(Exception e)
{
System.out.print("çalışmadı");
}
}
}
not: açıklamalar daha sonra : )
17.07.2007
4.07.2007
Google Belgeler ve E-Tablolar
e-postalarınızda sürekli güncellemiş halini gönderdiğiniz dökumanlarınız ve e-tablolarınız mı var? yoksa sizde bir dosyaya birden fazla kişinin değişiklik yaptığı kişilerden misiniz ve yaptığınız değişiklikler diğerleri tarafından kaybedilenlerden misiniz? öyleyse Google Belgeler ve E-Tablolar tam size göre. oluşturun ve paylaşın.güncelleyecek kişilere hak verin ve gerisine karışmayın. haa ben ara sıra eski halinede bakmak istiyorum diyorsanız google onuda düşünmüş düzeltmeler diye bir alan ile dosyanızın tabiri caizse eski sürümlerine ulaşabiliyorsunuz.
velhası ben bu hizmeti çok beğendim lakin bazı kusurları var. Excelin bir çok özelliğini desklemiyor. mesela en önemlisi formlar.form nesneleri yok. seri yazımları yok( 1 2 yaz ,seç sürükle 1 2 3 4 5 6 7 ..... yazsın ). daha bisürü şey.
ama bu haliyle bile baya işe yarar. baya bir fonksiyonu destekliyor mesala : )))
denemek isteyenlere: http://docs.google.com/
örnek e-tablo: kitap listesi
anahtar kelimeler: google,e-tablo,excel,word
velhası ben bu hizmeti çok beğendim lakin bazı kusurları var. Excelin bir çok özelliğini desklemiyor. mesela en önemlisi formlar.form nesneleri yok. seri yazımları yok( 1 2 yaz ,seç sürükle 1 2 3 4 5 6 7 ..... yazsın ). daha bisürü şey.
ama bu haliyle bile baya işe yarar. baya bir fonksiyonu destekliyor mesala : )))
denemek isteyenlere: http://docs.google.com/
örnek e-tablo: kitap listesi
anahtar kelimeler: google,e-tablo,excel,word
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)